Arşiv | Mayıs, 2010

KADERCİLİK

31 May

SAHTEKARLIK BU İŞİN KADERİNDE VAR

1997 yılında hazırladığı doçentlik çalışmasını Almanya’nın Osnabrück Üniversitesi’nden Prof. Dr. Hans Achenbach’ın 1974 yılında Berlin’de yayımlanan ‘Historische und Dogmatische Grundlagen der Strafrechtssystematischen Schuldlehre’ isimli çalışmasından aşırdığı (intihal) anlaşılan YÖK yürütme kurulu üyesi Prof. Dr. İzzet Özgenç kurulacak olan Türk-Alman Üniversitesi rektörlüğüne YÖK (Yürüterek Örgütlenen Kıyakçılar) tarafından birinci sırada aday gösterildi.

TOPLUK BU İŞİN KADERİNDE VAR!

Serdar Ortaç basın toplantısında gürledi: “Ben Ajda Pekkan’dan şarkımı çektiğim zaman menajeri ‘ama o bir süperstar’ dedi. O süperstar da ben tornacı mıyım?..” Top şarkıcı sık sık yabancı kadınlarla görüntülenmesiyle ilgili de, “inanın zevkli değil. Dilinden anlamıyorlar, bakışları soğuk. İnanın benim yerimde olmak istemezsiniz” dedi.

CEHALET BU İŞİN KADERİNDE VAR

Seren Serengil: “Almanya’nın şarkısı ne kötü ya! Kızın sesine tahammülüm bile yok. Köylü gibi sanki.”

Petek Dinçöz: “Can’dan boşanınca besteci tutup şarkı yaptırdım. Şarkının adı ‘işte böyle morarırsın’ ”

Seda Sayan, programında Atatürk’ün balmumu heykelini konuk etti. ‘Mumya’ diye seslendiği heykele şarkılar söyleyip 19 Mayıs’ı kutlayan Seda gelen eleştirilere aynen şu yanıtı verdi: “Demek ki herkesin gözü bende. Kıskançlıklarından çatlıyorlar.”

KENDİNİ BİLMEZLİK BU İŞİN KADERİNDE VAR

AKP Bakanı Ömer Dinçer Zonguldak’ta ölen maden işçileri için şöyle konuştu: “Tamam durum vahim ama neticede güzel ölmüşler.”

Tansu Çiller 28 Kasım 1996’da Zafer Mutlu’ya şöyle söylemiş: “Görevden alacağım Çevik Bir’i. Her şeyin arkasında o var. Asker gelirse Türkiye’yi birbirine katarım! Sanıyor musun ki beni buradan çıkarabilirler?!.”

Rasim Ozan Kütahyalı (Taraf Gazetesi Yazarı): Bağdat Caddesi’nde bir pastanede eski bir CHP’li belediye başkanı, Gürsel Tekin’e, ‘senin önün açıldı, Baykal’ın ipi çekildi’ dedi mi, demedi mi? Ayrıca Yeşilköy havaalanında Mehmet Sevigen ve Yılmaz Ateş gazetecileri arayıp kaset haberini ilk sayfadan görüp gündeme getirdikleri için teşekkür ettiler mi?
Gürsel Tekin (CHP İstanbul İl Başkanı): Ya ayıp değil mi bu?! Gazetecilik böyle dedikoduyla mı yapılır?..
Mehmet Sevigen (CHP Milletvekili): Eğer bu arkadaşın söyledikleri doğruysa ben istifa ederim.
Rasim Ozan Kütahyalı: Tamam, okey.
Mehmet Sevigen: Ben Deniz Baykal’ın otuz yıllık arkadaşıyım. Siz utanmıyor musunuz böyle bir şey söylüyorsunuz?!
Rasim Ozan Kütahyalı: Ben soru soruyorum, ‘böyle olmuştur’ demiyorum.
Mehmet Sevigen: Ben beynime kurşun sıkacağım, kurşun! Siz ne yapacaksınız? Sıkmayan namussuzdur!
Rasim Ozan Kütahyalı: Ya ben soru soruyorum.
Mehmet Sevigen: Sizin için de homoseksüel diyorlar. Ne diyorsunuz? Ben size soruyorum.
Rasim Ozan Kütahyalı: Ben ‘böyle olmuştur’ demiyorum.
Mehmet Sevigen: Siz homoseksüel misiniz?
Ümit Zileli (Cumhuriyet Gazetesi Yazarı): Kaynağım var diyorsun.
Mehmet Sevigen: Herkes size böyle mi diyor? Siz böyle misiniz? Utanmaz herif!
Sami Dadağlıoğlu (Kanaltürk Ankara Temsilcisi): Beyler! Ümit Zileli, Rasim Ozan Kütahyalı, sayın Sevigen! Sizden istirhamım, görüşlerinizi sakin bir şekilde ifade etmeniz!
Rasim Ozan Kütahyalı: Tamam, ‘ben değildim’ diyor. Tamam, okey.
Mehmet Sevigen: Ya özür dilerim. Yani böyle bir saçmalık olmaz ki.

KIVIRMAK BU İŞİN KADERİNDE VAR

Ercan Güven: “Niye ısrarla yanlış anlamaya çalışıyorsunuz Aziz Yıldırım’ı? Neden Rüştü dışında işaret ettiği sakıncalı ve yıkıcı futbol aktörlerini görmezden geliyorsunuz? Tamam, Aziz beyin tarzı sıkıntılı, tepkileri aşırı belki. Ama söylediği bir çok şeyde haklı. Komplocu medyadan siz şikayetçi değil misiniz yoksa?”

Hıncal Uluç: “Bir Galatasaraylı olarak utanarak söylüyorum, Fenerbahçe sadece Türkiye’nin değil, dünyanın en büyük kulübüdür. Dünyanın hiçbir spor kulübü yarıştığı her branşta şampiyonluğa oynayamaz. Fenerbahçe bunu yapıyor.”

AKP Bakanı Faruk Çelik: “Sözlerim yanlış anlaşıldı. Ben ‘Fenerbahçe şike yapıyor’ demedim, ‘dikkat edilmeli’ dedim.”

NEMALANMAK BU İŞİN KADERİNDE VAR!

TRT’den sorumlu AKP bakanı Bülent Arınç’a soruldu: “Tayfun Talipoğlu’na Bam Teli programı için ayda 60 bin TL ödendiği doğru mu?” Soruyu TRT genel müdürü yanıtladı: “Yalan! Biz Talipoğlu’na haftada 25 bin TL veriyoruz!”

Asmalımescit’te bir oteli (Tulip) ve bir restoranı (Hardal) olan Tansu Çiller’in oğlu Mert (Büyük Oğlan) ikinci restoranını da açtı. Yeni mekanın adı Up Lounge.

Kemal Kılıçdaroğlu Çorum’da konuştu: “Recep beye soruyorum! Kısıklı’daki villalarınızı neden medyaya açmıyorsunuz? Niçin etrafı çift duvarla örülü? Açın bakalım! Fayansları İtalya’dan mı geldi? Armatürleri nereden geldi?”

Kemal Kılıçdaroğlu’nun pahalı gömleğini ifşa eden Mehmet Ali Ilıcak’ın annesi Nazlı, ‘başbakan da bir gömlek firmasının (Ramsey) ortağı. Buna ne diyeceksiniz?’ sorusunu, ‘ama sayın başbakan çalışmış kazanmış, helal olsun. Ama Kılıçdaroğlu’nunki öyle değil yani.’ diye cevapladı.

Yeni RTÜK yasa tasarısına göre geçmişte ceza alan 160 yayıncı kuruluş için af çıkıyor. 9 üyeden 6’sının seçimini TBMM’de çoğunluğu elinde bulunduran parti yapacak. Ayrıca RTÜK başkanı ve üyelerine kıyak emeklilik hakkı veriliyor.

Adnan Menderes ve arkadaşları 1945 yılı Ocak ayında hazırlanan ‘çiftçiyi topraklandırma kanunu’ tasarısına şiddetle karşı çıkarlar. Refik Koraltan: “Bu tasarının ruhu Ali’nin malını alıp Veli’ye vermektir.” derken, Adnan Menderes meydan okur: “Ameleye toprak verdirmemek için elimden gelen gayreti sarf edeceğim!” Kanun aynı yılın Haziran ayında kabul edilince Adnan Menderes, Refik Koraltan, Celal Bayar ve Fuat Köprülü meşhur ‘dörtlü takrir’i verirler. Bu önerge reddedilince dört milletvekili 7 Ocak 1946 tarihinde Demokrat Parti’yi kurar.

SAİT FAİK’LE KARIŞIK

28 May

“Bence gazeteciler her türlü siyasi oluşum ya da olaya geniş geniş, rahat rahat yorum yapabilmeli” dedi Salih Memecan. Karısı AKP Milletvekili olan Salih şöyle devam etti lafına: “Ama manipüle etmeye kalkarlarsa olmaz yani. Kemal Kılıçdaroğlu’nun olayında bu tür fazladan verilen bir destek olunca şüphe uyandırıyor bende haliyle, doğal olarak, her halükarda, kesinlikle.”

Arkadaşımın adı Bayram’dı. İri, kemikli bir adamdı. Arnavut şivesiyle konuşuyordu. Bir zamanlar kuru bademi külle, kezzapla yaş badem haline getirir satardı. Sonra piyango bileti sattı. Sonra arabacılık yaptı. Sonra dükkan açtı. Sonra zengin oldu. Zengin oldu ama eski adetlerini bırakmadı. Yine külhanbeyi gibi giyinir, yine haftalık kazancını bir günde harcardı. En kötü meyhanelerde en hoş kızları tanırdı. O kızlar içinde bir Seher vardı, sahiden de seher gibi bir kızdı. Bayram Seher’i sevgili yaptı kendine.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun giydiği gömleğin 500 TL olduğunu bulan gazeteci ortaya çıktı. Nazlı’nın yavrusu Mehmet Ali Ilıcak’mış o aslan parçası. ‘Aferin’ dendi ona, ‘yürü be koçum’ dendi, ‘kim tutar seni’ dendi ona. Anası iftihar etti oğluyla, ‘analar ne çocuklar doğuruyor’ diye övündü kendiyle.

Bayram çok kavgalar etti Seher yüzünden. Bıçaklar çekti, adam yaraladı. Çoğunda kaçıp kurtuldu. Bir gün yakayı ele verdi, sekiz ay yattı çıktı. Bu sırada da olan oldu. O içerideyken Seher bir üniformalıyla kaçtı. İşte Bayram ondan sonra çalışmadı. Sırtının kemikleri hamudundan kurtulmuş araba okları gibi dışarıya fırladı. Artık sabahtan içmeye başlayan Bayram’ın arabası, kısrakları, dükkanı satıldı. Yoksullaştı. Gene badem satmaya başladı. Yirmi sekiz yaşındaydı.

CHP kurultayında, kürsüdekinin; ‘bir çivi bir nalı kurtarır. Bir nal bir atı, at yiğidi, yiğit vatanı kurtarır. Deniz’den esen rüzgarla Kemal’e ereceğiz!’ sözleri üzerine delegelerden biri olduğu yerden bağırdı: “Vay horozuna kravat taktığımın çocuğu! Helal sana!”

Yedi sene evvel bir sabah evden çıktım. Tam yirmi bir yaşında idim. Bir Şubat ayı idi. Ama bizim dere içi bir bahar sabahı gibi ılıktı. Menekşeler kokuyordu. Ben kucağımda çiçeklerle Beyoğlu’na çıktım. Çiçekpazarı’nda çiçekleri sattım. On dokuz lira aldım. Hiç içki içmemiştim, içtim. Üç senedir evliydim ama hiç boyalı, kokulu bir kadın koklamamıştım. Kokladım. Ondan sonra eve gitmedim. Sağ mı, ölü mü evdekiler, bilmem. Hiçbirine hiçbir yerde rastlamadım. Bir ihtiyar babam vardı, bir anam, bir karım, iki çocuğum. Çocuğumun biri iki yaşında, ötekisi dokuz aylıktı. Bildiğin gibi badem sattım önce, sonrasını biliyorsun zaten.

Vakit gazetesinin ‘Kemal Kılıçdaroğlu acaba sünnetsiz mi?’ sorusu üzerine Ustura Kemal şöyle konuştu: “Hayat beni sık sık test eder, bazen de yok eder.”

Madencinin kaderi

23 May

Babam birgün elinde küçük, demirden bir adamla geldi eve. Adamın elinde fişe takınca aydınlanan küçük bir fener…
Eskiye, püsküye meraklıdır babam; orda burda gördüğü eski pikapları, radyoları, yağdanlıkları, eski, paslı, sedefli çakı-çakmak benzeri hırdavatları alıp/bulup eve getirir. Annemin aklınaysa hemen nasıl bu eşyayı unutturup bir an evvel çöpe yollayacağı düşer.

Bu eski heykelcik te böyle şeyleri sevdiğini bilen Zonguldaklı bir ahbabının hediyesiydi babama. Sonradan öğrendim ki kömür madenleriyle ünlü Zonguldak’ın, orada çalışan madencilerin simgesiymiş bu demirden mi, kömürden mi anlamadığım eli fenerli, simsiyah ağırca adamcık.

Çocuktum, annem unutturup çöpe atasıya kadar kardeşimi altedip bayağı oynadım o kara demirden adamla. Işıksız odalarda fenerini yakıp parkelerde sürüdüm, kafasıyla ceviz kırdım, kitap okudum cılız ışığında…

- Bırak artık şunu elinden.
- Baba ya, niye kapkara bu adam? Ağzı-gözü, eli-yüzü belli değil,,,
- Madenci ya onlar, yerin metrelerce, yüz metrelerce altına inip kömür çıkarırlar, saatlerce orda kalırlar, elleri-yüzleri kömür tozundan kapkaradır,
- Niçin?
- Ekmek parası için.
- Peki nasıl nefes alırlar o kadar derinde, nasıl sağ çıkarlar oradan, sonra çocukları korkmaz mı ki öyle kapkara bi babadan???
- Çıkarlar evladım. İşleri bitince ellerini yüzlerini yıkayıp, yolda bakkaldan tadelle alıp eve gider çocuklarına sarılırlar, tertemizce sofraya otururlar, hem niye sağ çıkmasınlar?

Büyüdük… Dünyanın bir yüzünün madencininkinden daha kara ve kirli olduğunu bilecek kadar büyüdük. Ocaklardan ölüsü çıkan babaları, sönen ocakları, annelerin, kardeşlerin feryatlarını, tadelle bekleyen çocukların afallamış suratlarını beyaz camlardan ezber edecek kadar sık, kötü zamanlara değdik. Bilendik…
Madencinin ölümünün ‘kader’ olduğu masalına
‘gülecek’ kelime midir? Küfredecek kadar bilendik…
Kadermiş! .….. olup gidin lan!… İnsan emeğinin, insan hayatının zevzek sömürgenleri, yalancı .…….i!
Defolun gidin!!!

KILIÇDAROĞLU DALGASI

22 May

BİR GAZETE İLANINDAN…

Son küresel krizden Türkiye güçlenerek çıkabilir. İçinde bulunduğumuz coğrafyaya her açıdan örnek olabilir. (…) Şimdi yıllardır süren kısır döngüden kurtulma şansı belirdi. Kemal’in cesareti bir kez daha ülkenin umudunu yeşertti. (…) Siyasetteki değişim ihtimali tüm vatanseverleri heyecanlandırdı. Aşağıda imzası bulunan biz ODTÜ’lü Endüstri Mühendisleri (32 kişinin ismi var) Kemal Kılıçdaroğlu’nu desteklemenin yanında; seçilmesi durumunda siyasete daha aktif katılacağımıza, tribünden ineceğimize söz veriyoruz! KEMAL VARSA BİZ DE VARIZ!

ÖZLEMİŞİZ

22 May

KEMAL KILIÇDAROĞLU’NUN KONUŞMASINDAN…

Beraber çalışacağız, beraber kazanacağız, hakça bölüşeceğiz!

Faşizmi yok edeceğiz, demokrasinin çıtasını yükselteceğiz!

Gece yatağına aç giren çocuklar oldukça biz rahat etmeyeceğiz!

Biz zengin olmayacağız, yakınlarımız zengin olmayacak!

Çiftçinin, esnafın, işçinin, memurun hakkı yenmeyecek!

Yargıyı yandaş değil, çağdaş yapacağız!

Bundan sonra eğri eğri, doğru da doğru olacak!

Biz halkçıyız, devrimciyiz!

Bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine yürüyeceğiz!

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.