-Gerçeği sadece gerçeği söyleyeceğinize yemin edin! Muhterem jüri hakkınızda bir karar verecek.
* hangi gerçeği söyleyim ey aziz mahkeme. (siz beni mahkeme ettiğinize göre ve benim cezamı vereceğinize göre benim “üstümde bir yerlerde” olmalısınız)
- uzatmayın gerçekleri anlatın.
* hangi gerçeği diye sormuştum.
- bu ne?
* hipermetropum ben. Uzaklaştırın biraz. (bir süre) domates.
- bence de öyle. Bakın ikimizde aynı şeye bakıp aynı sözcüğü söylüyoruz. Domates. İşte böyle gerçeklerden söz edin bana.
* Bana baskı uyguluyorsunuz. Bana bir domatese bakar gibi bakıyorsunuz.
- İstersem uygularım. Ama uygulamıyorum. Domates değilsiniz siz.
* Bakın kendinize biraz. Bana domatesmişim gibi davranıyorsunuz.
- Kendime bakıyorum ve dediğinizin yanlış olduğunu görüyorum.
*İkimizde size bakıyoruz ama farklı gerçekler buluyoruz.
-Bırakın bunları gerçekleri anlatın bize!
* Hangi gerçekleri?
- 12 eylül günü bu saatlerde domates yemek istediniz mi istemediniz mi? Her şeyi biliyoruz!
* Her şeyi mi? Ama gerçek ne bildiğiniz değil, neye inandığınızdır.





Nasıl Müslüman Olduk kitabından: Oğuzlardan bir Türk, birlikte yola çıktıkları İslam misyoneri İbni Fadlan’a yakınmış: ‘Başbuğ(Halife) bizden ne istiyor? Öldürecek bizi bu soğukta! Ne istediğini bilsek, hemen verir kurtulurduk’ demiş. İbni Fadlan ‘bütün istediği ‘Allah’tan başka tanrı yoktur’ demeniz,’ diye karşılık verince, Türk gülmüş: ‘Doğru olduğunu bilsek, söylerdik’ demiş.