Archive by Author

Madencinin kaderi

23 May

Babam birgün elinde küçük, demirden bir adamla geldi eve. Adamın elinde fişe takınca aydınlanan küçük bir fener…
Eskiye, püsküye meraklıdır babam; orda burda gördüğü eski pikapları, radyoları, yağdanlıkları, eski, paslı, sedefli çakı-çakmak benzeri hırdavatları alıp/bulup eve getirir. Annemin aklınaysa hemen nasıl bu eşyayı unutturup bir an evvel çöpe yollayacağı düşer.

Bu eski heykelcik te böyle şeyleri sevdiğini bilen Zonguldaklı bir ahbabının hediyesiydi babama. Sonradan öğrendim ki kömür madenleriyle ünlü Zonguldak’ın, orada çalışan madencilerin simgesiymiş bu demirden mi, kömürden mi anlamadığım eli fenerli, simsiyah ağırca adamcık.

Çocuktum, annem unutturup çöpe atasıya kadar kardeşimi altedip bayağı oynadım o kara demirden adamla. Işıksız odalarda fenerini yakıp parkelerde sürüdüm, kafasıyla ceviz kırdım, kitap okudum cılız ışığında…

- Bırak artık şunu elinden.
- Baba ya, niye kapkara bu adam? Ağzı-gözü, eli-yüzü belli değil,,,
- Madenci ya onlar, yerin metrelerce, yüz metrelerce altına inip kömür çıkarırlar, saatlerce orda kalırlar, elleri-yüzleri kömür tozundan kapkaradır,
- Niçin?
- Ekmek parası için.
- Peki nasıl nefes alırlar o kadar derinde, nasıl sağ çıkarlar oradan, sonra çocukları korkmaz mı ki öyle kapkara bi babadan???
- Çıkarlar evladım. İşleri bitince ellerini yüzlerini yıkayıp, yolda bakkaldan tadelle alıp eve gider çocuklarına sarılırlar, tertemizce sofraya otururlar, hem niye sağ çıkmasınlar?

Büyüdük… Dünyanın bir yüzünün madencininkinden daha kara ve kirli olduğunu bilecek kadar büyüdük. Ocaklardan ölüsü çıkan babaları, sönen ocakları, annelerin, kardeşlerin feryatlarını, tadelle bekleyen çocukların afallamış suratlarını beyaz camlardan ezber edecek kadar sık, kötü zamanlara değdik. Bilendik…
Madencinin ölümünün ‘kader’ olduğu masalına
‘gülecek’ kelime midir? Küfredecek kadar bilendik…
Kadermiş! .….. olup gidin lan!… İnsan emeğinin, insan hayatının zevzek sömürgenleri, yalancı .…….i!
Defolun gidin!!!

Koku işçisi

11 May

Yavaş yavaş değişmeye başladı evin kokusu. Temizlik malzemelerinin resmi geçidi sürdü birkaç gün. Sonra bildik/sevdik yemek kokuları, vanilyalı kek kokuları eklendi birbirine. Uykular uyundu, okşanan saçların kokusu karıştı ‘hadi kalk, geç kalacaksın!’ sabahlarına…
Onun elleriyle aralanan pencerelerden çiçek kokuları seçilip bir bir girdi çeri. Sonra ikindi kahvelerinin, akşam çaylarının aroması, sıcak sohbetlerin, sonu gelmez öğütlerin, çekilmez söylenmelerin nefesi karıştı havaya.
Hepsi en bildiğim, en sevdiğim her daim çoçuk hissettiren o kokuyu oldurdu evde. Alt notası, üst notası, ortası hepsi hepsi tüm formül bir haftada tamam oldu.

Şimdi şimdi kayboldu.
Yok, ‘kalleş mayıs’ almadı onun kokusunu,
Bi sabahı bavullar toplandı o kadar.
Sonra açık kapılardan, pencerelerden sızıp,
içilen sigaralara, kaynamayan tencerelere kızıp dağıldı günbegün.

O biryerlerde hala koku işçisidir.
Ben de belli etmeyen kuzusu…
Sevdiğim o koku yok artık bu evde.
Sen, kadınım…
Annem.

Vanya dayı

2 May

dayımdır benim,

yaşı yetmez a dayılığa,,

sonradan akraba olduk

kapı gibi dayımdır.

gezgindir dayım,

aklından yollar, rotalar,

kocaman bi sevda geçer,,

kocaman bi hayat geçer,,,

ketumdur dayım,

ve dahi neler geçer…

seviyor mu diye gözünün içine bakıp,

mızmız yeğen olursunuz,

kızar, alınır, kurulursunuz,,

dayımdır benim,

en sevdiğim dayım,

bir kadeh fişne likörü doldurdum,

şerefine içiyorum

Vanya dayım,

İyi ki varsın,

iyi ki doğdun…

Göle bakalım!

30 Nis

Yollara düşmeli, şimdi burasında ömrün yollara düşmeli…
Sabahın köründe gidelim, herşey yeni yıkanmış, tazecikken, yeşilin dumanı tüterken gidelim. O kuş ilk şarkısını kime söylesin? Bize… O guş; ilk duyan bu şarkıyı, kiminki? Bizimki olsun..

İyi gelir, kuşlarla uyanıp, karınca katarıyla aynı yola düşmek, sincaplarla göz göze somun kemirmek, iyi hissetmek lazım bize… Kuşlar kadar özgür, sincap kadar kaygısız…. Daha şehre gidip öfke kusucaaz, öyle ağır ki, herşey herşey üzerimize üzerimize geliyor, güneş soldan soldan yükseliyor, yükümüz çok, insan olmanın payesi sincapların sofrasından kalkınca omuzlara yükleniveriyor. Daha gidip bizi biz ediceez, hesapları denkleştriceez, reytinglerimizi, dengelerimizi gözden geçiriceez. Yahu İyi hissediceez! (daha fazla…)

Bana niye “Zeytin” derler?

22 Ara

Benim adım Zeytin. “Zeytun”dur doğrusu aslında, “Zeytin” derler. Babam; yerde ilk defa keçi boku gördüğümde “nedir?” diye sorduğumdan, o da bana “ne olacak? Her sabah kahvaltıda yediğimizdir” dediğinden beri zeytini sevmem, değil yemek, zorunda kalmazsam dokunamam bile… Güçlü-kuvvetliyim, peki bana “Zeyna” deselerdi, niye “Zeytin” dediler.

Kimselerin meylettiği kara kara zeytin tanesi gözlerim yoktur, ne de zeytine benzer esmer kadife tenim. Niye derler? (daha fazla…)

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.